kodeforest

HABER

Türkiye'nin duayen iş insanlarından ENKA Holding Fahri Başkanı Şarık Tara, tedavi gördüğü Maslak Acıbadem Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. 

88 yaşında hayata gözlerini yuman Tara’nın enaze töreni 30 Haziran Cumartesi günü öğle namazına müteakip yapılacak.

Basının karşısına çok çıkmayan Şarık Tara, Capital Dergisi Yayın Yönetmeni Sedef Seçkin Büyük'e verdiği bir röportajında, başarısının sırrını "yenliklere adapte olmak" sözleri ile açıklamıştı. Duayen işadamı Şarık Tara'nın anısına, söz konusu röportajımızı tekrar yayınlıyoruz:

-Şirketin büyümesindeki önemli kilometre taşları nelerdir? İlk kez yurt dışına çıkma kararı, ilk kez Rusya’da proje yapma kararı gibi… Bunların hikayesini anlatabilir misiniz?

Biz hepimiz kardeşiz. Şirketi kurduğumuz yıllarda İstanbul Teknik Üniversitesi’nden sınıf arkadaşlarım vardı. Onlarla birlikte çalışıyorduk. Bizden birkaç sınıf aşağıda olan kardeşlerimiz vardı. Bizim sevk ve idare sistemimiz bu nedenle biraz ilginçti.

Rahmetli Vehbi Koç bir gün bana şunu sordu: “Şarık bu nasıl bir yönetim biçimi?”  Bizim yönetim tarzımıza “Ağabey management” adını takmıştı. Yani ilk kurulduğumuz yıllarda işyerlerindeki alışılmış yönetim biçimlerinden farklıydık. Aramızdaki sevgi, saygı ve arkadaşlık ilişkileri kuvvetliydi.

İkincisi Enka’da çalışan üst ve orta düzey insanların neredeyse yüzde 80’i aynı eğitimi görmüştür. Bu da ortak bir dili konuşmaları ve iyi anlaşmaları anlamına geliyordu. Bir de doğrusunu söylemek gerekirse biz biraz “kısmetliyiz”.

Ben Enka’yı 27-28 yaşlarındayken kurdum. Çalıştığım şirkette bir primimi ödemediler diye ayrıldım ve rahmetli kayınbiraderim Sadi Gülçelik ile birlikte Enka’yı kurdum. Sonra ENKA hep gençler tarafından idare edildi.

Ben 56 yaşındayken, şirketi 28 yaşındaki oğluma devretmesini bildim. Oysa hala enerji dolu olduğum yıllardı. O da elbette, diğer ekip arkadaşlarımızı kırmadan, kendi takımını kurdu. Ve Enka hep gençlerle idare edildi.

Biz de “Haydi kalk Umman’a gideceksin” veya “Sibirya’da bir projeyi yönetir misin?” dediğinizde herkes kalkar, gider. Kimse itiraz etmez hatta seve seve giderler. Bu da şirketin enerjisini gösteriyor.

- Oğlunuz Sinan Tara üniversiteden mezun oldu geldi ve 28 yaşına kadar Enka’da sizinle birlikte çalıştı. Onu nasıl yönetime hazırladınız?

Sinan, doğduğundan beri inşaatının içindedir. Avrupa’nın en iyi mekteplerinden biri olan Zürih Teknik Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği eğitimi yaptı. Orayı da birincilikle bitirdi. Ondan sonra 6 haftalık bebeğini aldı, gitti ve Suudi Arabistan’da 2 yıl çalıştı. Sinan şimdi 48 yaşında. Onun yönetim ekibinde de kardeş gibidir.

- Bu ağabey-kardeş yaklaşımının ne gibi faydaları oldu şirkete?

Kardeşlik ilişkisi olduğu için hiç kimse birbirine baskın çıkma çabası içinde değildir. Herkes aynı. Rahatça konuşur, tartışır. Sinan’ın Şarık Tara’nın oğlu olması da onlar için bir şey ifade etmez.

Şirketin içinde bir aile havası vardır. Çalışan herkes benim evime gelir. Herkes bana “ağabey” derdi, sonra “baba” demeye, şimdiler de ise “dede” demeye başladılar.

"BEN DENEYİME İNANMIYORUM"

- Enka’nın inşaat şirketi olarak bu hızlı yükselişinin sırrı nedir?

Ben deneyime inanmıyorum. Yeniliklere adapte olamadıktan sonra tecrübenin hiçbir önemi yok. Alman müteahhitlik şirketleri bu nedenle yok oldu. Eski usullerle iş yapmaya devam ettiler. Biz yenilikleri hemen benimsedik ve onların 2 haftada yaptığı kontrol hesaplarını 2 saatte yapar duruma geldik. Ben tecrübeye inanmıyorum. Son 10 senede olan teknolojik değişiklik, son 2 bin sene içinde olandan fazla. Bana 10 senelik tecrübe sahibi olsun ama günümüzün teknolojisini bilsin.

Alman şirketleri bir kontrol hesabı yaparlar 2 hafta sürer. Biz ise bunu 2 saatte aynı işi yaparız. Alman müteahhitlik şirketleri işte bu teknolojik gelişmelere ayak uyduramadıkları için battılar. Sinan ve ekibi çok yenilikçidir.

- Diğer çocuklarınız da şirkette sorumluluk alıyor mu?

Hayır. Kızlarımdan biri mimarlık ve sanat okudu. Bir kızım ise şimdi Zürih’te yaşıyor. Çocuklarımın hepsi çok iyi okudular. İyi okullarda başarılı öğrenciler oldular. Torunlarım da iyi okudular. Benim dört tane üniversite bitirmiş torunum var ve çalışıyorlar.

- Çocuklarınızın isimlerini öğrenebilir miyim?

Benim ismimi söylemek çok zor. Pek çok kişi karıştırıyor. Çok kişi Şarık Tara diyeceğine Tarık Şara diyor. Onun için çocuklarımın ismini Sinan, Zeynep, Leyla koydum. Torunlarımın isimleri ise Ahmet, Mehmet, Ceyda, Esra gibi kolay isimler…

"KİMSENİN YAPAMADIĞI İŞLERİ YAPTIK"

- Şirketiniz için mihenk taşı niteliğinde olan projeler, kararlar hangileri oldu?

Biz şirketi kurduğumuz zaman hep zor işler yaptık. Kimsenin yapmadığı, yapamadığı işleri yaptık. Mesela fabrika çöker, gider o binayı ayağa kaldırırız. Gemi indirme kızağı yapılacaktır, kimse nasıl yapılacağını bilemezdi ama biz o işi bitirirdik. Zor işler yaptık. Bu işler sayesinde şirketin uzmanlık alanları arttı ve uzman şirketler doğdu… Mesela bizim Çimtaş’ta neler yapıyorlar, biliyor musunuz? Bir tane tazyikli kap yapıyorlar. Ağırlığı bin ton… Kalın bir sacı kıvırarak neler üretiyorlar. Bir tazyikli kabın hesabı 4 bin sayfadır. Böyle uzmanlık gerektiren, detaylı işler yapıyorlar.

- İlk ne zaman yurtdışına açıldınız?

1971’de yurt dışına açıldık. İlk işimiz Libya’daydı. Orada taşeron olarak çalışıyorduk. Demir bağlıyorduk, beton döküyorduk, kalıp yapıyorduk ama para kazanıyorduk. Sonra bir ara Suudi Arabistan’a gittik. Orada Almanlarla ortak işler yaptık. Biz yabancı şirketlerle çok ortaklık yaptık.

- Peki Rusya’da iş yapmaya başlamanız nasıl oldu?

Rusya’yla bizim bir gaz anlaşmamız vardı. Bunun ödemesi yüzde 30’u peşin, yüzde 70’i mal ve servisle yapılacaktı. O arada gözü kara bir iş aldık. Yıl 1988 idi. Biz bin yataklı bir hastaneyi 36 ay yerine 23 ayda yaptık bitirdik ve epeyce para kazandık.

Biz çok dikkatliyiz. Para kaybetmeyiz. İhtilafa da girmeyiz. O zamanlar Rusya hala dışa açılmamıştı. Gorbaçov’un belki ilk yılıydı. Sonra Rusya içinde bir atılımımız oldu. Ofis binalarına sahip olmaya başladık. Orada gayrimenkul sahibi olmaya başladık.

Türkiye’de ise hiç gayrimenkulümüz yok, sadece Enka’nın yönetildiği bu bina dışında bir şeye sahip değiliz.

Rusya’da Koç’la bir ortaklık kurduk ve Ramenka doğdu. Gayet iyi gidiyordu. Ancak, biliyorsunuz, ayrılmaya karar verdik. Talep yine bizden gelmedi, diğer taraftan geldi.

Bugün Rusya’da çok saygın bir şirketiz. İhalelere girerek iş almıyoruz. Hep davet ediliyoruz ve pazarlıkla işi bitiriyoruz. Başka ülkeler de de böyle oluyor.

-Büyümenize katkı sağlayan diğer kararlar nelerdi?

Geçtiğimiz 20 yıl içinde sadece Rusya’da değil Avrupa’da da aktiftik. Orada da santraller yaptık. Bir de bizim büyümemize katkı sağlayan Enka-Bechtel adlı ortaklığımız var… Tamamen eşit şartlarla 20 yıldır sorunsuz ve tamamen eşit şartlarla ilerliyor. Biliyorsunuz, Bechtel merkezi ABD’de Kaliforniya’da San Francisco’da olan dev bir mühendislik, inşaat ve proje yönetimi şirketi.

Riley Bechtel’in babası Stephen Bechtel ile tanışıklığımız vardı ve böyle bir işbirliğine dönüştü. Onların çok güçlü tarafları var, bizim güçlü yanlarımız var. Ortaklığımız bunları bir araya getirdi.

"YATIRIMCIYA UYGUN ORTAM YARATILMALI"

- Türkiye’de birde elektrik işiniz var. Orada bir büyüme hedefi var mı? Enerjinin diğer alanlarında büyüme planınız var mı?

Bir defa Adapazarı’ndaki santraller yüzde 100 Enka’ya ait. Orada yabancı ortağımız yok. Şimdi Aliağa’da bir kömür santrali yapmayı planlıyoruz. O da 800 megawatt’lık bir santral.

Elektrik işi mevcut koşullarda Türkiye’de oldukça zor. Bu konuda yaptığım çeşitli hesaplara göre ülke olarak çok iyi bir yatırım planına ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirim. Bu alanda özelleştirmelerinde bir an evvel tamamlanması gerekiyor.

Özel sektör yapabildiği kadar yatırım yapsın. Yabancı yatırımcı da gelsin, yatırım yapsın. Yatırımcıya uygun ortam yaratmak önemli. Moskova ile Saint Petersburg’un farkı… Moskova 30-40 milyar dolara geldi. Niye oradaki ortam iyi. Yatırımcıya cazip gelecek düzenlemeler yapılmış. Moskova’da bir şirket kurmak 2 hafta, Saint Petersburg’da 6 ay sürüyor. Saraybosna’da bir Türk şirketi biliyorum, Nobel İlaçları 18 ayda şirket kuramadı.

- Sizin yatırım amaçlı gayrimenkuller yüksek gözüküyor bilançoda… Bunları daha da geliştirecek misiniz?

Bunlar yalnız Rusya’da. Evet, Rusya’daki gayrimenkul işimizi büyütmez istiyoruz. Niye mi? Size şöyle bir hikaye anlatayım. Amerika’da ilkokul birinci sınıf öğrencilerine öğretmenleri “Dünyanın en meşhur insanı kimdir” diye sormuş. Bir yarışma yapmış. Biri Sezar, diğeri Kennedy, bir diğeri Napolyon diye yanıt vermiş.

Bir çocuk “İsa” demiş. Elbette bu ABD gibi konservatif bir ülkede kimse bu yanıtın karşısında duramaz. Çocuk 1 dolar ödülünü alıp, cebine koymuş ve evine gitmiş. Olayı anlatmış babasına.

Musevi bir ailenin çocuğuymuş. Babası “Ona niye Musa cevabını vermedin. Utanmıyor musun” demiş. Çocuk şu cevabı vermiş: “Father, Moses is moses. Business is business”. Yani “İş iştir. Musa ise Musa’dır” demiş. Çünkü çocuk “Musa” yanıtını verse oradaki diğer çocukların aklına “İsa” gelecekti ve o da 1 dolarlık ödülü kaçıracaktı.

Yani biz Enka olarak Rusya’da gayrimenkul işinden iyi kazanıyoruz. Bu orada çok daha kazançlı bir iş ve biz orada büyümeye devam etmek istiyoruz.

- Uzun senelerdir Davos toplantılarına katılıyorsunuz. Dünya’nın pek çok yönünde de hem iş dünyasında tanıdığınız bildiğiniz insanlarda vardır. Kimlerle tanıştınız bugüne dek?

Biz 20 tane şirketle ortaklık yaptık. Alman, Fransız…Çok değişik ülkelerden şirketlerle ortaklık yaptık. Bu vesileyle tanıştığım işadamları da oldu. Tam tersi de. Örneğin, baba Bechtel ile Suudi Arabistan’da tesadüfen 1970’de tanıştım. Dost olduk. Bu da bizi işbirliğine götürdü.

"ENKA'DAN 50 İNŞAAT ŞİRKETİ ÇIKTI"

- Yurtdışındaki projelerde başarılı olmak için ne gibi prensiplere sahip olmak gerek?

Yurtdışında çalışmak için projenin iyi hazırlanmış olması lazım. Ayrıca insanların eğitilmiş olması lazım. Mesela bizde İngilizce bilmeyen kimse şirkete alınmaz. 

Şimdi komünikasyon imkanları çok gelişti. Muaffak olmak için bilgi teknolojilerini şirketinizle çok kuvvetli entegre etmeniz lazım. Bizde istersen Sibirya şantiyesinin raporu o gün masamın üzerine gelir… Enka, bugüne dek yurtdışına 204 bin 574 kişi gönderdi. Hangi ülkeye ne kadar gönderdiğimizi sorsam, onu da hemen çıkarır sistem.

Yurtdışına giden, orada bizimle çalışanlar, çoğunlukla Türkiye’ye döndüklerinde kendi işlerini kuruyorlar.  Kendi işlerini kuranların oranı yüzde 80’dir.

- Yani bir anlamda Enka girişimci fabrikatörü sayılabilir…

Öyle tabii. Üstelik bu her kademeden çalışanımız için geçerli. Bizden Enka’dan çıkan herhalde 50’nin üstünde inşaat şirketi vardır.

- İş dışında başka uğraşılarınız var mı?

Şimdi ailemin kökenlerini araştırıyorum. Saraybosnalı ve Princeton Üniversitesi’nde doktora yapmış, 9-10 dil bilen genç bir tarihçi buldum. O araştırmalarımızı yapıyor. Büyük büyük dedem Paşa Yiğit Bey’e, Papa’nın yazdığı bir mektubu buldu. Papa mektubunda, Paşa Yiğit Bey’den Venedik tacirlerini hırsızlardan korumasını istiyor…

"TARİHE ÇOK MERAKLIYIM"

- Kimdir Paşa Yiğit Bey. Ailenizin tarihi hakkında neler öğrendiniz?

Ben Üsküp doğumluyum. Çok eski bir aileye mensubum. Venedik arşivlerinden aile tarihimizi çıkarttırıyoruz. 1391’de Paşa Yiğit Bey Üsküp’ten Draç’ı işgal ediyor. Paşa Yiğit Bey’de benim büyüm büyük dedem.

Papa, İshak Bey’e mektup yazıyor. İshak Bey’de Paşa Yiğit Bey’in oğlu... İshak Bey’in oğlu da İsa Bey…İsa Bey, Fatih Sultan Mehmet ile çok iyi arkadaş. Adeta kardeş gibiler.

Saraybosna’da Hünkar Cami var. İsa Bey yaptırıyor o camiyi. Fatih Sultan Mehmet o camiyi çok beğeniyor ve İsa Bey’de “Hünkarım size hediyem olsun” diyor. Adı böylece Hünkar Cami oluyor.

1870-1920 arasındaki tarihi okutmuyorlar. Neden? Ben çok meraklıyım. Balkanları Birinci Kosova Meydan Muharebesi ile aldığımızı herkes bilir. Ancak hangi muharebede kaybettiğimizi bilmez.

- Aileniz İstanbul’a ne zaman göç etti?

Ben doğduktan 2 yıl sonra göç etmişiz. Babam avukattı, annem de çok zeki ve okumuş bir kadındı. Ancak buraya gelince babamın diploması filan geçersiz oldu elbette. Ben 16 yaşımda çalışmaya başladım ve mektepten birinci olarak mezun oldum. Hem çalıştım hem okudum. Annem ve babam da çok zorluk, sıkıntı ve yokluk çektiler.

EMEKLİLİK GÜNLERİNDE NE YAPIYOR?

- Şu anda işlerle ne kadar ilgilisiniz?

Ben hiç ilgili değilim.

- Bir gününüz nasıl geçiyor? Hangi konularla ilgileniyorsunuz?

Çok çok zor geçiyor. Sabah kolay geçiyor. Evvela gazeteleri okuyorum. Ardından 1 saat yüzüyorum. Öğle vakti geliyor. Arada biraz kestirdiğim oluyor. Ancak öğleden sonra zorlanıyorum.
Çok düşünüyorum.

Klasik müziği de yeni öğrendim. Son 10 yıldır iyi bir klasik müzik dinleyicisiyim. Hangi eser Brahams’a, hangisi Beethoven’a ait bilirim. Vivaldi, Bach duydum mu anlarım.

https://www.capital.com.tr/gundem/aktuel/deneyime-degil-yenilige-inanirim

Paylaş: